|
ASIM BEZİRCİ'DEN SEÇME YAZILAR:
ORHAN KEMAL'İN OYUN YAZARLIĞI / ASIM BEZİRCİ
ASIM BEZİRCİ / PORTRE / ATTİLA İLHAN
S
Ö
Y
L
E
Ş
İ
'...Suç, Ona Karşı İşleniyordu...' / Portreler
ATTİLÂ İLHAN
______________________________________________________
(Çağrışım/5. ''...sanırım 60 'lı yılların sonu idi, İstanbul 'dan bir telefon -ya da telgraf-: ''Eşimle birlikte güneye geçeceğiz, vapur İzmir'de epeyce kalıyor, görüşelim!''. 'Demokrat İzmir' yılları, evlenmişim, 'Aynanın İçindekiler' dizisi romanlarının galiba ikincisini yazıyorum; habere çok sevindim, onunla hanidir göz göze gelip, yüz yüze görüşmemiştik: çok eski, çok sevdiğim bir dostum!..''
''.. Rıhtım'dan almıştık, onu ve eşini, Çamlık 'taki (Karşıyaka) evimizde ağırlayacağız; ben onun evliliğini, çok iyi ve yerinde bulmuştum; o benim evliliğime biraz şaşmış gibiydi; masmavi bir yaz günü, hani derler ya 'gülüşahenk' yemek yedik; daldan dala atlayarak, edebiyattan, siyasetten bahsettik; içine mi doğmuş ne, seninle baş başa hiç resmimiz yok, bir de resim çekelim dedi; hâlâ sakladığım o resmi, o zamanki eşim (şimdi film yönetmeni) Biket İlhan çekmişti galiba. O kadar lâfa dalmışız ki, vapuruna ucu ucuna yetiştirebildik: güverteden mendil sallayışı, artık ne uzak bir hatıra!..''
''...sonradan, kendi kendime sorduğum sorular olmuştur: benim 'Paris Serencamı' yüzünden, yıllardır görüşememiştik; hadi diyelim ki beni özlemişti, ondan görmek istiyordu; iyi de, yan yana fotoğraf çektirmeyi neden istedi? Gariptir, belki de anlaşılmaz bir hiss-i kabl'el vukû (önsezi) ona bunun son görüşmemiz olacağını, gizliden hissettiriyordu: sonraki yıllarda, telefonla filan konuştuysak da, hiç karşı karşıya gelemedik...''
Eşiyle birlikte, vapurla, güneye giden bu yolcunun adı Asım 'dı, Asım Bezirci ; ya da -nüfus cüzdanındaki kaydıyla,- Asım Bezircioğlu!..)
'mûnis bir Anadolu çocuğu..'
(Çağrışım/ 6. ''... Suna Pastanesi 'nde oturmuş, dergilere bakıyorum; Hasan (Tanrıkut) çıkageldi; oturmaya niyeti yok, Esat bey 'le (Âdil) konuşmuşlar, beni gazeteye istiyormuş! 1950 filan olmalı! Gazete dediği, Türkiye Sosyalist Partisi ' nin 'nâşir-i
efkârı' Gerçek gazetesi, henüz çıkma hazırlığı içindedir; Bâbıâli 'de Vakit Yurdu 'nda yuvalanmışlar, ben de oraya gidiyorum...''
''... Esat bey (Âdil) ortalarda yoktu, odasında 'Sarı' Mustafa oturmuş, gazete okuyor; daha küçük bir odaya geçtik, kısa boylu, daktiloya pek de alışkın olmadığı, tuşlara vuruşundan anlaşılan, mûnis bir Anadolu çocuğu. Hasan (Tanrıkut) bizi tanıştırıyor; meğer Erzincan 'lıymış, galiba Edebiyat Fakültesi 'nde öğrenci; o da, gazetede çalışacak, sosyal konu ve sorunlarla ilgilenmesi planlanmış; son sayfada bir de köşe yazısı yazması düşünülüyor: adı, Asım Bezircioğlu . Ömrümüz boyunca süren, hiçbir lekesi ya da gölgesi olmayan dostluğumuz, o gün başlamıştır...''
''... Asım , karınca gibi çalışkandı; masasından kalkmadan, saatlerce yazı yazabilir; bu arada, bizimle bir güzel sohbet ederdi. Fıkraları, zehir zemberek, o mûnis gencin, böyle sert, hatta acımasız şeyler yazabileceğine kim ihtimal verir? Bir kere, yanlış aklımda kalmadıysa, 'Sarı' Mustafa (Börklüce) uyarmış, yazılarında suç unsuru bulunabileceğine işaret etmişti; Asım 'la, en lüks lokantamız olan, Filibe Köftecisi 'nde tartıştık; ben de 'Sarı' Mustafa 'nın fikrindeydim; Asım (Bezirci) belki henüz tecrübesiz olduğu için, itiraz ediyor: ''-...öyle diyorsunuz ama, hanidir yazıyorum, tık çıkmadı!''
''o 'tık' çıktı, hem de fena halde! Başta Asım 'ın yazıları olmak üzere, Hasan 'ın (Tanrıkut) , benim, Esat bey 'in (Âdi) çeşitli yazıları, 'tâkibat' mevzuu olmuştu. İlk celpname, kader bu ya, Asım 'a geldi, onu mahkemeye gönderirken, 'Sarı' Mustafa 'nın arkasından bakışını hiç beğenmemiştim; nitekim derhal tevkif etmiş, nezarethane'ye koymuşlardı; ardı ardına, yazılarından dolayı onlarca dava açılmıştır, uzunca bir süre cezaevinde kaldı; ama tutukluluk günlerinden, hafızamda çakılı kalan fotoğraf bambaşkadır..''
''...o ilk tevkifat günü, gazetenin koridorunda, tepeden tırnağa Anadolu bir adamcağız; derme çatma bir dengin üzerine oturmuş, efkârlı efkârlı cıgara içiyor; dengi oğluna götürmeyi bekliyordu: Asım 'ın babasının o perişân hâli, hâlâ gözümün önündedir; yüzünde öyle bir ifade vardı ki, sanki o, ya da onun oğlu, bir suç işlememiştir; tam tersine, ona ya da oğluna karşı, başka birileri -hem de ciddi- bir suç işlemektedirler..'')
'Nasıl da belli oluyor değil mi?...'
(Tesbit/6. ''... Asım (Bezircioğlu) kendi imzasıyla değil, 'İ. Toplumcu' imzasıyla yazardı; aklımda yanlış kalmadıysa, 141/142 'den aleyhinde ondört onbeş kadar dava açılmıştı;yalnız ona mı, hayır: Esat Âdil bey 'e (Müstecaplı) , başyazılarından dolayı, bilmem kaç dava; bana da, iki dava: işin ilginç yanı, bana açılan davalar, yazdığım yazılardan değildi; onları ben Fransızcadan çevirmiştim; asıl yazının sahibi Josef Broz Tito ; bunun başıma daha büyük bir belâ getireceğini sanıyordum; hayır, 'dava ikâmesine' lüzum görmediler.''
''... Asım (Bezirci) uzunca bir süre tutuklu yaşadı; yine aklımda yanlış kalmadıysa, davaların hepsinden beraat etti. Çıktıktan sonraki ilk görüşmemizde, bana ne demişti bilir misiniz? 'Müddet-i hayatında', bundan böyle tek satır yazmayacağını!...''
''...oysa o sıralar, devr-i dil-âra-yı Demokrasi 'ye henüz başlamıştık: nasıl da belli oluyor değil mi?...''
Cumhuriyet 25.07.2005
SÖYLEŞİ
ATTİLÂ İLHAN
' ...Yürekten Eleştirse de, O Benim Dostum!...'
______________________________________________________
(Çağrışım/7. ''... ikinci Paris dönüşü, o ara galiba İzmir 'deydim 'Sisler Bulvarı' nın, Yağmur Kaçağı 'nın yayımlandığı yıllar; kim olduğunu unuttuğum bir dost duyurmuştu: ''-...Forum dergisinde, Asım Bezirci, seni çok fena eletirmiş! Okusan iyi olur..'' O zaman Türkiye 'deki solcu sanat anlayışıyla, -ki bu Andrey Jdanof'un dogmatik ve oligarşik, Stalinci anlayışıdır- gerçekten şiddetli bir eleştiriydi; Asım 'ı (Bezirci) yakından tanımasam, kötü niyetine bile yorabilirdim ama, tanıyordum. İnandığına tam inanan, doğru bildiğini takır takır yazan, az bulunur aydınlardan!
''..eleştirisinde, -kendine göre- haklıydı da! Fransızcayı söker sökmez, - Troçkistler, Anarşistler dahil - solda kim varsa okumaya çalıştığımı; özellikle de Frankfurt Filozofları 'nın, başlangıçtaki o çok daha Marksist, çok daha beşeri sentezine aklımın yattığını bilmiyor; denediğim aslında, Türkiye koşullarındaki uygulaması! Bugün bile, 'Sosyalist Sol' da kaç kişi, Avrupa 'daki Marksist çeşitlemeleri izlemiştir, kaçı hangisini bilir? Asım 'la (Bezirci) tartışmadım; ikimizin Filibe Köftecisi' nde günde ancak bir öğün yemek yiyen; Gerçek gazetesinin, on lira haftalıkla çalışır toplumcuları olduğumuzu unutmamıştım; hatta, söylediklerinden bir özeleştiri yapmalı mıyım, onu araştırdım.
Tekrar karşılaşınca, iki eski dost, birbirimize sarıldık; aramızda takılmalar, şakalar, daha da neler!.. O yıllardan kalma bir merakım vardı; onu sordum: ''-...her cumartesi verilen o on liralarla, neden hemen her hafta, gider bir Frenk gömleği alırdın sen?...'' Durgunlaştı, hüzünlendi bile diyebilirim; soruma cevap vermedi ama, cevap yerine söylediği söz, beni de mahzunlaştırmıştır; ''-...işte seni bundan çok severim: sağcı olsun, solcu olsun, bizde hiçbir sanatçı aydın, en küçük eleştiriye tahammül edemiyor; küsüyorlar, tersleniyorlar hatta kavga ediyorlar; bir tek sen bu kaidenin dışındasın, sana ne dersem diyeyim, dostluğumuzu asla kirletmedin!..'' )
'Genç istidatlar', aslında kimlerdi?
(Tesbit/7. ''... '40 Karanlığı 'nda, ülkemize 'eski Yunan aydınlığı' getirmeye çalışan, CHP iktidarı ; gerçekte bambaşka amaçlar için tasarlanmış, Halkevlerini , uygulamaya geçirmişti; her şeye rağmen, çok da hizmetleri olmuştur: bunlardan birisi, irili ufaklı hemen hepsinin, genç yazar ve şairleri yüreklendiren, dergiler çıkarması: İzmir 'den ün yapmış, sanatçıların önemli bir kısmı, ilk yazılarını şiirlerini, Halkevi'nin Halil Dumanoğlu yönetiminde çıkardığı, 'Fikirler' dergisinde neşretmiştir. Çoğumuz 'solculuğu' müsellem, aziz arkadaşım Şükran 'ın (Kurdakul) , oradan çıktığını sanır; bazıları da, biri 'Adım Adım' öteki 'Genç Nesil' adındaki az ömürlü dergilerden! Oysa Şükran 'ı (Kurdakul) şair olarak hepimize tanıtan, bir başka Halkevi dergisi; Neşet Halil Atay yönetiminde çıkan 'İstanbul' dergisidir ki, muhteva olarak, reddedilemeyecek bir ciddiyet taşır; genç şair ve yazarların mektuplarına, sayfalarca yer ayırırdı; işte Şükran 'ın ilk önemli şiirleri, o sayfalarda yayımlanmıştır.
Ne yalan söylemeli, hiçbir yerde, hiçbir şiirimizi yayımlayamadığımız için, hepimiz 'İstanbul 'a şiir ya da hikâye göndermek istiyorduk; bunlardan birisi, elbette benim; ama sorunum büyük, o zamana kadar, tek bir şiirim yayımlanmış, üstelik Suat Hanım 'ın (Derviş) yönetmiş olduğu 'Yeni Edebiyat' dergisinde, -ki bazı iddialara göre, TKP 'nin yayın organıydı- yâni aynı imzayla, CHP diktasının, İstanbul dergisine şiir gönderebilir miyim? Çâre, uydurma bir isimle göndermekte!.. Sonraları 'Duvar' da yayımlanan 'İnci Avcuları' şiiri, hiç anlaşılmasın diye Nevin Yıldız ( 'yıldız' a dikkat) adıyla gönderilmiştir: Suat (Derviş) hem beğendiğini, hem yayımladığını, yıllar sonra açıkladı.
Meğer benim gibi, sosyalist eğilimli genç şair ve yazarlardan çoğu, aynı derginin 'genç istidatlar' sayfasına yazı ve şiirlerini göndermişler; daha çok da şiirlerini! Sonraları bendeki İstanbul ciltlerini karıştırırken rastladığım iki isim vardır ki, beni hem şaşırtmış, hem sevindirmiştir: Naci Kalpakçıoğlu, Asım Bezircioğlu! İşin şaşırtıcı, her ikisinin de, şiirlerini göndermiş olmasıydı. Naci Kalpakçıoğlu, bilahare Fethi Naci adıyla ünlü olacak, aziz kardeşimin ta kendisiydi; Asım Bezircioğlu elbette, Asım Bezirci 'nin ta kendisi! Yanlış hatırlamıyorsam, gönderdiği şiirin başlığı 'sigara' idi, oysa benim gibi o da, tütüne düşkün değildi ki...
Netice ne midir? '40 Karanlığı' nda ülkeyi avcunda tutan Oligarşi 'nin (Bürokrasi + Burjuvazi) aslında, Necip Fazıl 'la Nâzım Hikmet 'in temsil ettiği, Gazi Dönemi 'Anadolu Edebiyatçılığını' geriye itmek için; bu dergilerden, yandaş sanatçılar üretmeyi amaç edinmişlerdi; hesap tutmadı, meydana biz çıktık. Son İzmir buluşmamızda, Asım 'la (Bezircioğlu) bunu da konuşmuştuk; o dergide şiirini bulmuş olmam, çok hoşuna gitti, hayli de güldü; Necip Fazıl 'la Nâzım Hikmet 'i silip, yerine, 'rakı şişesinda balık olanları' koymak, tam da o iktidara uygun bir davranıştı:
''-...kardeş,'' dedi, ''-...diktanın 'resmî sanat görüşü' diye, onları az mı eleştirmiştik?..''
İyi de, hani ilk tutuklama 'serencamından' sonra, yazı yazmamaya yemin etmişti; yemini nasıl ve neden bozdu?
O, bambaşka bir hikâyedir.
Cumhuriyet 27.07.2005
SÖYLEŞİ
ATTİLÂ İLHAN
''...Nâm-ı Diğer, 'Hâlis Acarı'!...''
______________________________________________________
(Çağrışım/8. ''...tesadüf bu kadar olur, o yıl (1956/57) Ankara 'da Muhabere Okulu'ndayım, hayli gecikmiş askerlik hizmetini yapacağım; meğer Asım (Bezirci) da orada değil miymiş; o Tank Okulu'nda; her Cumartesi/Pazar, şimdi adını unuttuğum, o sinema içindeki kahvede buluşuyoruz; sohbet, tartışma, vs. Tartışma daha çok, Asım'ın yeniden kalemi eline alması etrafında dönmektedir; ben ısrarla bu tezi savunuyorum; o mütereddit, fakat eskisine oranla, daha yatkın gibi. ..''
''...o arada, her Cumartesi uğradığım Dost Yayınevi 'nde Sâlim Şengil'e 'meseleyi' açmıştım; eğer Asım Bezirci olumlu bir karar verirse, yayınlar mı yayınlamaz mı diye; tahmin ettiğim gibi, Salim (Şengil) gözünü kırpmadan, evet dedi. Bu gerekçeyi de kullanarak sonunda Asım'ı yeniden yazmaya ikna ettik; ama bir şartla, Hâlis Acarı imzasıyla yazacaktı; adını kullanmak istemiyor. Uzunca bir süre, bu yeni isimle yazdı, nihayet adına döndü...''
Bu çağrışım, daha ziyade eleştirmeci ya da araştırmacı genç edebiyatçılar, genç edebiyat tarihçileri; bir de Türk Sosyalizm'i için araştırma yapanlara yararlı olacaktır: Hâlis Acarı'yı başka birisi zannetmesinler, Asım Bezirci'nin ta kendisidir..)
'Toplumsal' mı, 'toplumcu' mu?
(Tesbit/8. ''...meraklısı bilir, CHP Alafrangalığı intelligetsia 'da oluşmaya başlamış, ulusalcı ve bağımsız gerçekçiliği devre dışı bırakmak için; nasıl Garip Hareketi 'ni besleyip büyütmüşse: 'DP' nin 'Soğuk Savaş' iktidarı, aynı şekilde, toplumsal gerçekçiliğin ulusal bir mahiyet almasını önlemek için, onun içinden 'İkinci Yeni Hareketi' ni, besleyip büyütmüştür.
Önce toplumcu gerçekçilik nedir, toplumsal gerçekçilikten ne farkı vardır, onu belirtelim: Ülkemizde solcular, Sovyetler 'deki 'resmi sanat anlayışı' olan Sosyalist Gerçekçiliği , başlarına iş açmamak için 'Toplumcu Gerçekçilik' diye savunuyorlardı; oysa ben yurtdışında sorunu biraz kurcalayıp tartıştıktan sonra, aslında Andrey Jdanof 'un teorisi olan bu tutumun, sanatçıyı bir parti propagandacısı durumuna indirgediğini saptamış; ayrıca, toplumsal diyalektiğin yanı sıra insanlarda bir de bireysel diyalektiğin bulunduğunu hesaba katarak, bu türden toplumsal bir sanatın, sosyalizm'in ruhuna daha uygun olacağına hükmetmiştim.
Tuhaftır ama gerçektir, Toplumsal Gerçekçilik 'Mavi' Dergisi çevresinde, Garip Hareketi 'ne karşı gençliğin tepkisi olarak gelişmeye başladı; aziz dostum Asım Bezirci 'nin, bir ara bana yüklenmesinin nedeni buydu; o Toplumcu Gerçekçi çizgiye uyarak, Toplumsal Gerçekçiliği eleştiriyordu. Oysa Toplumsal Gerçekçilik , o sırada iktidar olan partilerin gazetelerinde 'Moskova Ajanlığı' olarak nitelenmişti. Gençler, bunun üzerine, Toplumsallığı da bıraktılar, Gerçekçiliği de, sonradan 'İkinci Yeni' adı verilecek, bir biçim alafrangalığına yöneldiler.
İşte, toplumsal diyalektiği olduğu kadar, bireysel diyalektiği de hiçe sayan, bu yeni harekete karşı, Asım 'la aynı safta buluştuk ve savaştık; bu beraberlik şu manada da ilginçti ki, toplumsallığı önemsediği bilinen öteki iki yazar dostumuz, Memet Fuat ve Fethi Naci , 'İkinci Yeni' çevresinde kalmışlardı, onu desteklediler bile! Bu defa biz dördümüz, aramızda tartışmaya başladık; sanırım edebiyatımızdaki en hızlı ve sert kavgalardan birisidir bu; o tartışmada Asım 'la (Bezirci) omuz omuza olmak, doğrusu ya bana, dehşetli keyif veriyordu; o, her zamanki zekâsı ve gerçekçiliğiyle, Toplumsal Gerçekçiliğin, önce sandığı gibi bir sapma ya da kayma olmadığını anlamış; toplumun ve insanın diyalektiğini yansıtmakta özgür olmak istediğini saptayıp; sanatı bir kelime oyuncakçılığına ya da biçim cambazlığına dönüştürmek isteyenlere karşı, benimle birlikte savaşmak kararını vermişti.
Gelecek kuşakların edebiyat tarihçileri için, bu 'tesbit' in önemli ve yararlı olacağını sanıyorum; 'İkinci Yeni' nin zamanla uğradığı yozlaşma ve akıbet, hangi tarafın haklı olduğunu zaten göstermiyor mu?...)
Söyledikleri kadar, rahat ve iyi mi?
Çağrışım/8. ''...o yaz, Cengiz 'in (İlhan) yazlığında, Çeşme 'deyim; neyle meşguldüm bilmem, televizyon açık, haberleri veriyor; Sıvas 'ta bazı kişilerin bir oteli bastığından, içerde epeyce aydının mahpus kaldığından bahsediyor. Cengiz 'le bakıştık, ikimizin yüzünde de, aynı kaygı: Sonu fena bitebilir.
''...sonraki haberlerde, içerde mahsur kalanların adları veriliyor; tahmin ettiğim gibi, Asım 'ın adı da onların arasındaydı; otelin ateşe verildiğini duyunca dehşete düştüm; biliyorum ki aziz arkadaşım, bu türlü serüvenlere alışkın değildir; ne fizik yapısı elverişlidir, ne ruhsal yapısı: O doğru bildiğini doğru söyleyen, bir aydın savaşçıdır; yangın kundakçılarıyla, boğuşacak bir insan değil...''
''...tahammülfersa bir bekleyiş başladı, o kanaldan o kanala geçiyor, yangının seyrini takip ediyorduk; söndürülebilecek mi, yoksa!.. Nedense onunla yaşadığımız nice olay, sinema şeridi gibi, gözlerimin önünden geçiyor; hayrettir, bu görüntülerde, Asım 'ın sadece yüzü var; iyi niyetli gülüşü, kaygılı bakışları; mütevekkil, fakat azimli duruşu; mütevazı Anadolu çocuğu halleri, ben okuduğum zaman Nâzım 'ın şiirlerini dinleyişi, vs. vs...''
''Sonuç tahmin ettiğim gibi, kötü çıktı: Asım Bezirci 'yi bir yangında kaybetmiştik; günlerce gözümün önünden, onun dumanlarla, alevlerle boğuştuğu sahneler gitmedi: Asım Bezirci 'nin sıradan ölmeyeceğini düşündüysem bile, sıra dışılığın bu mertebe alçakça, haksız ve sebebsiz olabileceği aklıma gelmemiş.)
(...işte böyle Asım kardeşim, cehennemi sana dünyada yaşattıkları için, ahirette cennete gönderildiğinden eminim: Nasıl, orası söyledikleri kadar, rahat ve iyi mi?...)
Cumhuriyet 29.07.2005
______________________________________________________
|